"ey insanlar! sözümü iyi dinleyiniz! bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada bir daha buluşamayacağım. insanlar! bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız...
ayrılık diye bir şey yok. bu bizim yalanımız. sevmek var aslında, özlemek var, beklemek var. şimdi neredesin? Ne yapıyorsun? güneş çoktan doğdu. uyanmış...
bakmıyorum artık papatyalara, gülemiyorum bana gülen insanlara, sadece hayallere dalıyorum, ve ölüyorum, her güneş batışında... bitiyor artık uzaklara gidiyorum.. biliyorum, sende gidiyorsun, bundan sonra...
hayallerimin karartısı, sarıyor tüm bedenimi. nereye baksam, seni görüyorum bugün. bilmiyorum, nasıl kurtulurum bu girdaptan? ve nasıl unuturum? gülen yüzünü... kendimi kaybediyorum, gözlerim...
unutmalıyım seni... bundan böyle anmamalıyım adını, anlatmamalıyım güzelliğini dostlarıma, söylememeliyim nasıl sevdiğimi seni. unutmalıyım seni... kimse bilmemeli sana olan aşkımı, ve duyduğum o kahreden...
bugün terkettim seni, sonsuza kadar. anladım, ilişkimizin anlamsızlığını. yalanlarını, doğrularını, oyunlarını. ve anladım, bana olan yalan sevdanı. bugün terkettim seni, sonsuza kadar. artık oyun...
'mutlu olmak için...' diyordu haber bültenleri. ve sıralıyordu, tek tek maddeleri, ama hiç göremedim ben seni, maddeler arasında.. oysa tek mutluluğum sendin.. zaten hiç...
bu akşam, sonbahar hava karanlık ve sisli. yollarda birkaç insan, yalnızlar, benim gibi. bu akşam, sonbahar sararıp dökülen o yapraklar, o yapraklar gibi,...
havada bir sis, bir korku birikiyor; doğmayan güneşim, ruhumu eritiyor; içimde bir karanlık, bir korku ama niçin? sen olmadığından, seni görmediğim için.......
sonsuz bir umuttur, sensiz olmak, ve hayalin, senden daha fazla yer tutar, gidişinle parçaladığın yüreğimde, umut, gelmenle terkeder bu diyarları... istemem, ne karşıma çık...